|
GÜRCİSTANDAN GÖÇÜN NEDENLERİ
1877–1878 Osmanlı-Rus harbi (halk arasında 93
harbi diye anılır) sonrası, Osmanlı devleti tarihinin en ağır
yenilgilerinden biriyle bitirir bu savaşı. Berlin kongresi kararıyla
daha önce Osmanlı tabiiyeti altında yaşayan nüfusa Rusya tabiiyetini
kabul etme yada Osmanlı imparatorluğuna göç etme hakkı tanındı.
Osmanlı imparatorluğu ile Rusya arasında 27 ocak 1879’da İstanbul’da
imzalanan anlaşma uyarınca göç etmek isteyenlere resmi bir süre
tanındı. 3 şubat 1879-3 şubat 1882 arasını kapsayan süre daha sonra
1884 yılına kadar uzatıldı. Bu süre sonraki yıllarda da sürdü ve
gerçekte güç kendiliğinden bir biçimde 1921 yılına kadar devam etti.
Antlaşma gereği Osmanlı devletinin elinden çıkan topraklar arasında
Batum ve civarında bulunuyordu. Osmanlı ordusu bölgeyi terk ederken
oradaki halkın bir kısmı da ordu ile birlikte akın akın Anadolu'ya
geliyordu. Gürcü ulusunun tarihinde en ağır trajedilerden biridir.
Hiçbir işgal, hiçbir yağmacı-istilacı Rusların verdiği zararı
vermemiştir. Bu göç sırasında Artaani, şavşeti, klarceti, livana,
murğuli, maçaheli, tao, acara ve kobuleti neredeyse tamamen boşaldı.
Boşalan köylerde tarım tamamen ortadan kalktı. Birçok köy tarih
sahnesinden silindi. Arşiv belgelerinin incelenmesinden 1879
yılındaki göçlerden sonra 2000 nüfuslu kobuleti’de 500 kişinin
kaldığı, çevre köylerin ise tamamen harap viran olmuştur.
Kobuleti’nin kvirike, keda’nın arsenuali ve murguli’nin eraguna
köylerinde olduğu gibi bazı köylerde tek bir canlı bile kalmamıştı.
Ruslar bölgeyi ele geçirince bu topraklarda kalan ve müslüman olan
halka büyük işkenceler yapıyor, zulmediyor, onları zorla dağlara
sürüyor veya bölgeyi terk etmelerine zorluyorlardı. Kalanlar
gidenlere ağlamış " nereye gittiler, başlarına bir şey geldi mi?
Yaşıyorlarmı yoksa öldüler mi? " Gidenler kalanları merak etmiş "
canlarını namuslarını, dinlerini hala muhafaza edebiliyorlar mı?
İşkence mi görüyorlar? " diye. Yapılan işkence baskı ve zulme
dayanamayan, dinini yaşamak, namusunu korumak düşüncesinde olan
insanlar, neleri var neleri yok hepsini terk edip Anadolu'ya doğru
yola koyulmuşlar.
Muhacirlik döneminde göç edenlerin sayısı hakkında kesin bilgi
günümüze ulaşmamıştır. Tanınmış toplum adamı Z. Çiçinadze 1891-1983
yılları arasında, zarar görmüş bu bölgelerde yaptığı gezilerde
topraklarını terk edenlerin sayısı hakkında veri toplamıştır. Bu
verilere göre istisnasız her köyden en az 5-10 hane, büyükçe
köylerden ise en az 40-50-100 hane göç etmiştir. Örneğin,
Alambori’den 100, Hutsubani ve Tzkavrovi’den 50’şer, Aşağı Çakvi’den
40 hane göç etmiştir. Kobuleti’den toplam olarak 7 bindençok hane
göç etmiştir. Mesisi adlı topluluktan ise 600 hane göç etmiş,
yalnızca 100 hane topraklarını terk etmemiştir. Zeda Acara ve Kveda
Acara (Yukarı Acara ve Aşağı Acara) bu yıllarda 4 binden fazla hane
yitirmiştir. Z. Çiçinadze’nin Batumi müftüsü Hasan Ependi
Gverdadze’ye dayanarak aktardığı bilgilere göre Osmanlı
İmparatorluğu’na toplam 1 milyon insan göç etmiştir.
Gürcistan’dan Osmanlı İmparatorluğu’na göç eden Gürcüler hakkında,
bazı sayısal verilere de rastladığımız İtalyan Evgeni Dalegio
Dalesio’nun “İstanbul’daki Gürcüler” (1920) adlı kitabında şunları
okuyoruz: Osmanlı İmparatorluğunda önemli miktarda Müslüman Gürcüler
yaşamaktadır. Osmanlıdaki Müslüman Gürcülerin çoğunluğu 1977-1878
savaşı sırasında Batumi ve yöresindeki bölgelerden göç etmiş olup,
bunlara şimdiki savaştan (1. Dünya Savaşı çevirmenin notu) kaçan
mülteciler de eklenmiştir.
Trabzon Rum Komitesi’nin verilerine göre Pontus dahilinde son olarak
53380 Gürcü. Bilindiği gibi burada Çanlar (Megreller) bu gruba dahil
edilmemektedir. Müslüman Gürcülerin büyük bir kısmı İstanbul ve
Marmara Denizi’nin katılmıştır. Başka verilere göre ise Gürcüler
Samsun ve Tokat ilçeleri dahil 64 köy veya kent kurmuşlardır.
Gürcülerin toplam sayısı tahmini olarak 140000’e kadar
çıkarılmaktadır güneydoğusunda İzmit ve Adapazarı bölgesi ile
güneydeki Bursa’da yaşamaktadır. Kilikya’da Halep yolu üzerinde de
Gürcü köylerine rastlanmaktadır.
Bunların sayısının Karadeniz kıyısındaki ilçelerde yaşayan Müslüman
Gürcülerin sayısına eklersek toplam sayı 300-400 bine çıkar. Halen
sürmekte olan Yunan-Kemalistler savaşına (Kurtuluş Savaşı çevirmenin
notu) İzmit ve Adapazarı bölgelerinden seferberlikle askere
alınanların sayısı 7000 gönüllü Gürcü savaşçı olarak katılmıştır.”
(4, 12)
Anavatandan göç edenlerin sayısı çok daha fazla olacaktı ancak,
gitmek üzere hazırlanan nüfusun üstünde buranın ileri görüşlü din
liderlerinin ve beylerin yaptığı olumlu etki bu sayının daha da
büyümesini engellemiştir. Olumlu etki edenlerin en başında
gelenleri: Keda’nın müftüsü Ahmed Ependi Halipaşvili, Hulo’nun
kadısı Nuri Ependi Beridze, müftü Loman Ependi Kartsivadze
(İstanbul’da padişah sarayında hoca) , Hüseyin-beg Abaşidze, Nuri-beg
Himşiaivili, Şerip-beg Himşiaşvili, Tevpik-beg Atabagi, Dursun-beg
Tavdgiridze, Tupan-beg Şervaşidze, Ahmed Ependi Halvaşi (Maradidli)
...
Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde lider olarak ortaya çıkan Memed-beg
Abaşidze, Acara’nın nüfusunun samimi ve gerçek önderliğini üstlendi.
Yutsever etkinlikleri ve yorulmaz kalemiyle karmaşık
ekonomik-politik ortamın esaretine düşmüş kardeşlerini doğru yola
çıkarmayı, onlarda ulusal kimlik bilincini uyandırmayı başardı.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Acara’dan Osmanlı İmparatorluğu’nun
iç bölgelerine göç etme eğilimindeki nüfusun yatışması ve
anavatanında ebediyen kalmalarındaki rolü çok büyüktür. O büyüklüğü
ve kariyeri başkaları gibi yabancı ülkelerde aramamış, kendi halkı
içinde çalışmış ve gerçek mutluluğu ebeveyni olan toprakların
sevgisinde görmüştür.
Dönemin ağır yaşam koşullarının çaresizliğine düşmüş Acara nüfusu
dermansız koyun sürüsü gibi liderlerinin izinde gidiyordu. Bu lider
ise Acara’yı “yüzyıllar boyunca annesinin koynundan koparılmış
çiçeğe” benzetiyor ve bu çiçeğin yalnızca anavatan Gürcüstan’ın
kucağına sıkı sıkıya bağlı olmasıyla yaşayabileceğine inanıyordu.
(1, 14)
Bu erdemli uğraşta Memed Abaşidze’nin mükemmel selefleri de vardı.
Örneğin, Droeba gazetesinin 11 Ekim 1879 tarihli sayısında
“Acara’dan Mektup”başlığıyla yayımlanan anonim bir makalede Loman
Ependi Kartsivadze’nin yurtsever çalışmaları anlatılıyordu: ”Zemo
Acara’da (Yukarı Acara) önde gelenler arasında sayılan Loman Ependi
akıllı, aydın ve halk arasında büyük etkisi olan bir kişidir.
Acaralıların yer beğenmek üzere Osmanlı İmparatorluğu’na gönderdiği
seçkinler heyetinde Loman Ependi de vardı. Seyahatten döndükten
sonra bütün Acaralı temsilcilerin katıldığı kongrede şöyle demiştir:
’Çok yer gezdim ancak bizim ülkemiz (Acara) gibi güzel ve bize kayık
bir yer göremedim. Öte yandan gerçek Müslümanlık bizlerde kalmış,
hünkarın ülkesindekiler bizim kadar saf ve sadık olarak dinlerine
bağlı değiller... Bu nedenle göç etmeyi tavsiye etmiyorum. Loman
Ependi’nin bu sözleri göç etmek üzere olan halkı düşündürmüş ve
birçoğu evinden barkından ayrılmamıştır.
Kalbi kırık nüfusa İ. Çaçavdze, G. Orbeliani, G. Gurieli, S. Meshi,
N. Nikoladze, G. Tzereteli, T. Sahokia, N. Mepişaşvili (Zemo Acara
ilçesi yöneticisi) gibi Gürcü ulusunun diğer önde gelen evlatları
kanat geriyor ve yardımcı oluyorlardı.
Muhacirliğin tarihi, literatürde ayrıntıları ile birlikte ciddi bir
değerlendirmeye tutulmuş ve başlıca nedenleri, 1877-1878 Osmanlı-Rus
Savaşı sonucunda yöre halkı için oluşan çok ağır ekonomik ve sosyal
koşullar, anavatanına yeniden katılan bölgelerde Rus yönetiminin
barbarca uygulamaları ve Müslümanlaşmış nüfusun dini fanatizmi
olarak kabul edilmiştir. (10, 2)
Araştırmacıların bir kısmı dini fanatizmin muhacirliğin
başlamasındaki rolünü abartmışlardır. Fakat İ. Çavçavadze, G.
Orbelialni, S. Meshi, N. Nikoladze ve G. Tzereteli haklı bir biçimde
muhacirliğin başlıca nedeni olarak yönetim çevrelerinin yerel halka
karşı takındığı barbarca tutum ve ağır yaşam koşullarını kabul
ederler. Onlara göre bu işte dini fanatizmin rolü nispeten daha
azdı. Bu açıdan G. Orbeliani’nin Kafkas Orduları komutan yardımcısı
Svyatopolsk-Mirski’ye gönderdiği mektup ilginçtir: “Acara ve
Kars’tan Osmanlı İmparatorluğu’na göç devam etmektedir. Neye mal
edelim bu olguyu, başka inançtakilerin Rus işgalinden kaçışına mı?
Kırım boşaldı, 200 binden çok Çerkes Kuban’dan göç etti, Abhazya
ıssız kaldı. Şimdi de Acara ve Kars nüfusu kaçıyor bizden, vebadan
kaçarcasına. Bütün bunlar fanatizm ile açıklanabilir mi?... Hangi
dine mensup olursa olsun insan her şeyden önce barış içinde sakin
bir hayat ister... ve hangi dilde yazılmış olursa olsun adil
yasalara boyun eğer.” (10, 79). Gerçekten de Rus yönetiminin
başlangıçtan itibaren halkın normal yaşam koşulları olsaydı hiçbir
güç onları Osmanlı İmparatorluğu’na göç ettirmezdi. Fakat, maalesef
yönetici çevreler halkın göç etmesi için her türlü gayreti
gösteriyorlardı. Böylesi bir faaliyetin temelinde ileriye dönük
politikalar vardı. Bu da Svytopolsk-Mirski’nin Batumi askeri
valiliğine gönderdiği mektupta açıkca görülmektedir: ”Batumi
bölgesinin alınması ile Rusya, Kafkasya sınırlarının en tehlikeli
köşesinde doğal bir kale elde etmiş oldu, fakat halkı savaşçı ve
itaatsizdir, dini bakımdan Osmanlı İmparatorluğu ile bağları vardır,
bu nedenle kale içinde tehlikeli bir unsurdur ve onların burada
kalması mümkün değildir... Yerel halkı uzaklaştırmalıyız.” (10, 30).
Komutan yardımcısı açıkça bu insanların ya asimile edilmesini ya da
sürülmesini talep ediyordu. Daha mantıklı düşünen birçok Rus
görevlisi ise buna kuşku ile bakıyor, ”Savaşlarda pişmiş bu insanlar
yerlerinde kalsalardı, Rusya böylelikle 20-30 bin insanını
yitirebilirdi, ama Rusya İmparatorluğu’nun sınırlarında güvenilir
destekleri olacaktı, çünkü bu insanlar sınırlarda kendi
anayurtlarını koruyacaklardı” diye düşünüyordu. (8, 131). Öte yandan
Batumi askeri valisi General Komarov, General Stefanov gibi daha
birçokları da muhacirliği körüklüyordu.
Yeniden birleştirilen bölgelerde Çarlık yönetimi hemen yeni vergiler
koydu ve toplamaya başladı. N. Nikoladze halkın telaşlanmasının
nedenlerinden biri olarak da şunu kabul eder: ”Halk savaş
felaketinden kurtulmaya ve yağmalanmaktan soluklanmaya vakit
bulamadan kendilerinden 6 ile 10 manet arasında vergi toplandı. Öte
yandan vergi toplamada en kaba yöntemler kullanılıyordu.” (5)
İlia Çavçavadze “İç İnceleme”adlı makalesinde Acara ve Kobuleti’nin
sıkıntılarının gerçek tablosunu çizer: “Acara ve Kobuleti’yi...
savaş meydanına çevirdi kader. Burada bir yandan Osmanlı askeri,
diğer yandan Rus askeri vardı. Birbirine son derece düşmanca
yaklaşan iki ordunun bulunması muhakkak ki halka, özellikle de
topraklarında asker bulunan ve hangi tarafın eline düşeceği önceden
tahmin edilemeyen halka hiçbir iyilik getirmezdi. Dolayısıyla ne
Osmanlılar ne de Ruslar halkı sakınmazdı, ne Rusun ne de Türkün
yüreği yanardı... Savaş yüzünden Acara ve Kobuleti de felakete
uğradı. Orman ve meraların kullanılamaz hale getirilmesi, köylerin
yakılıp yıkılması, halka baskı yapılması, şaşkına dönen halkın göç
etmesi, halkın beraberinde götüremediği malının heba olması,
tarımsız-ekinsiz kalınması nihayetinde kan ve ölüm... Bütün bunlar
uzun süren ve uzun süre hissedilecek felaketlerdir.” (15, 467). Bu
olaylardan büyük üzüntü duyan İlia Çavçavadze çaresiz duruma düşen
kardeşlere yardım elinin uzatılması için yönetime ve Gürcü halkına
çağrıda bulunuyordu: ”Gürcü ulusu, kardeşlerine elini uzat, onlar ki
bugüne kadar senin için yitiktiler ve onlar ki bugün yine sana
döndüler. Destek olalım, neyle olabiliyorsak; parayla, yiyecekle,
giyecekle... Kardeşliğin, yardımlaşma ve dayanışmanın Gürcü ulusu
için içi boş sözcükler olmadığını gösterelim... Kaderimiz bu
kardeşlikte düğümlenmiştir ve bizim mutluluğumuzun filizi bu
kardeşlikte tomurcuklanacaktır... Fakiriz diyoruz ancak, yardımın ne
olduğunu ve dara düşene kardeşliği yalnızca fakir bilir.” (15, 462).
Maalesef, Büyük İlia’nın çağrısı boşunaydı. Gürcistan o zaman, henüz
kardeşleriyle lokmasını, derdini paylaşacak kadar ne ruhsal ne de
fiziki açıdan güçlü değildi ve ulusal önderin çağrısına layıkıyla
uymaya da hazır değildi. Tabii ki gıda ve nakit bağışlar
birikiyordu, ancak herşeyden önce denizde bir damla kadardı.”Bu,
halkın bir kısmını kararından vazgeçirecek ve göçü durduracak
nitelikte değildi.” (10, 75). İkincisi, bu yardımlar sık sık
zamanında ve eksiksiz olarak halka ulaşamıyordu. Anavatanıyla
yeniden birleşmiş, çaresiz duruma düşmüş, bin bir türlü düşmanın
telkiniyle aklı karışmış halka “Ana Gürcistan”dan daha çok sevgi,
daha çok dikkat gerekiyordu.
Gerçi Droeba ve İveria gazeteleri kardeşlerimizin sıkıntılarını sık
sık dile getiriyorlardı, ama pek işe yaramıyordu, çünkü her şeyden
önce buranın köylerinde Gürcüce okuma-yazma bilenler parmakla
sayılacak kadar azdı ve zaten dönemin basını bu nüfus için hemen
hemen ulaşılmazdı.
Büyük şair Vaja Pşavela bu yöreye konuk olmuştu: ”Bugünkü değerli
Müslüman Gürcüstan’ımızı;Acara, Kobuleti, Klarceti, Tao, Büyük
Mesheti’yi bizzat dolaştım.” (14) diye yazıyordu. O, buraya Tuş ve
Hevsur çobanları arasında çıkan bir anlaşmazlığı gidermek için
gelmişti. Tuş-Pşav-Hevsur çobanlarının yüzyıllar boyunca sürülerini
otlatmak üzere buralardaki meralara getirildiklerini belirtmek
gerekir. Şavşeti’de bir yerleşim biriminin adı günümüzde de
Hantuşeti’dir (Tuşların hanı).
Nuri-beg Himşiaşvili, İlia Çavçavadze’ye yazdığı birçok mektupta
(1883) Okuma-Yazma Derneği aracılığıyla Şavşeti’de okul
yaptırılmasını talep ediyordu: ”Burada yaşayanların anadillerini
öğrenmeleri ve evlatlarını yetiştirme imkanları bulabilmeleri
için... Okul ve öğretmen için gerekli bina ile donanımını
karşılıksız olarak sağlamayı, 60-80kadar öğrenci toplamayı ve bunlar
arasındaki fakir ve öksüzlerin geçimini bizzat temin etmeyi taahhüt
ediyorum” (9, 152). Artvin ilçesi amiri Niko Eristavi de 1907
yılında aynı şeyi talep ediyordu (17). Ancak talep talep olarak
kalmıştır.
Tarihi Tao-Klarceti ve Acara’nın geri alınmasından, 1877-1878
Osmanlı-Rus Savaşı’ndan da önce İlia Çavçavadze “Osmanlı Gürcistanı”
adlı makalesinde ”Osmanlı Gürcistan’ında yaşayan kardeşlerimizin
bugün artık Müslüman oldukları olgusu bizi korkutmuyor. Yeter ki,
birbirimizle bütünleşeceğimiz o mutlu gün gelsin ve kardeşliğimizi
ilan edelim, ne mutlu bize ki Gürcüler hiçbir zaman insanın
vicdanına karışmadığını bir daha dünyaya kanıtlayacaktır. Kardeşini
kardeş gibi özümser, gözü yaşlı Gürcü... Ve bunun için sevinç göz
yaşından önce kanımızın akması gerekecekse ulu atalarımızın iki bin
yıl boyunca baş koydukları bu uğurda hiçbir Gürcünün tereddüt
edeceğini sanmıyorum.” diyordu. (14, 20)
Bir süre sonra geri alınan topraklarda yaşam Büyük İlia’nın hayal
ettiği yönde sürmedi. Gürcü ulusunun bütün bireyleri bu ulus
adamının düzeyine ulaşamamıştı. Dar ulusal kalıplar içinde şıkışmış
adamcıklar Gürcü ulusu içinde de vardı. Onlar Müslüman kardeşlerine
alaylı gözlerle bakmaya başladılar. Yüzyıllar boyunca Osmanlı
İmparatorluğu uyruğunda yaşamış ve her zaman “Gürcü” olarak kalmış
Gürcülere “Tatar (Müslüman-Türk çevirmenin notu) demeye başladılar.
Osmanlılar dahi onlara “Tatar” dememişti. Bütün bu süre boyunca
onların “ana dili” Gürcüceydi... Rus görevliler de bunu istiyordu.
Hemen bir ajitasyon ve propaganda işine giriştiler: ”Siz Tatarsınız
ve Tatar ülkesine göçerseniz iyi edersiniz” diyorlardı. Osmanlı
İmparatorluğu’nun yandaşları da aynı şeyi yapıyorlardı. Bu
faaliyetleri besleyen ise uzun vade için hesaplanmış politikalardı.
Düşman, Gürcüstan’ı zayıf düşürmeye çalışıyordu. Onların temel amacı
Kobuleti-Batumi kıyılarını sahiplenmek ve burada politik bir dayanak
oluşturmaktı. Bu bölgedeki amaçlarına kısa sürede ulaştılar. Daha
ilk muhacirlik döneminde, 1879 yılında Kobuleti-Çakvi ve Batumi’nin
dış mahallelerinin yerli nüfusu boşalmıştı. Boşalan topraklara sonra
Ruslar, Ermeniler ve Rumlar yerleştirildi. İmparatorluk sarayı
temsilcileri ile devletin üst düzey bürokratları mükemmel yazlıklar
edindiler. Buradan göçen yerli nüfus ise Osmanlı İmparatorluğu’nda
ormanlar açarak yeni yeni köyler kuruyorlar ya da oradan göçen
Romalılar, Rumlar ve Ermenilerin bıraktıkları yerlerde Gürcü
ailelerinin ocaklarını tüttürüyorlardı.
Bu ulusal trajedi ile dehşete düşmüş İlia Çavçavadze, acı içinde
soruyordu: ”Gerçekten halk terk ediyor mu kendisi için değerli
herşeyi, vatanını, topraklarını, evini-barkını, doğduğu-büyüdüğü,
annesini, babasını ve kardeşini defnettiği topraklarını bırakıp
gidiyor mu, hem de nereye? Osmanlı İmparatorluğu’na... Böylesi
inanılmaz bir olay ancak halkın yalnızca ölüm ile yaşam arasında bir
tercih yapma durumunda kalmasıyla mümkün olabilir... Her yerde bunun
nedeni olarak, anavatana yeniden katılmış bölgeye en açgözlü ve en
sünepe çekirge olan küçük rütbeli görevlilerin çekirge sürüsü gibi
akın etmesi gösteriliyor... Nerede işinden kovulmuş, hayırsız, ipini
koparmış, işe yaramaz memur varsa bu yeni bölgede görev almış. Böyle
bir kesimden ne tür bir iyilik gelir ki halka? Yönetim yönetim değil
ki; çalıp çarpma, saldırı ve felakettir halk için. Onlar Rus
hükümetinin, Rus yönetiminin hangi yönünü göstereceklerdi?... Bu
nedenle, bugün 19. yüzyılda yerini-yurdunu terk edip yabancı yerlere
göç etmenin birkaç örneğini gördük... Bırakın bundan dolayı bizden
sonra tarihçiler dehşete düşsün, biz ise derin yarasıyla buna işaret
edelim ve tarihimize kaydedelim. (15, 470)
Acara
nüfusunun bir bölümü zorunlu olarak yabancı yerlere göç etmiştir.
Çarlık yönetiminin yerel idarecileri barbarca bir idare tarzı
uyguluyorlardı. Yerel nüfus da bunu kabullenemiyordu. Bu böyle
yıllarca sürdü... Savaşlarla, karışıklıklarla ve açlıkla baş edemez
duruma düşen halk hayatını kurtarmak için göç yollarına düşmek
zorunda kaldı. Durumun vahameti 1. Dünya Savaşı sırasında arttı.
Bakın Memed Abaşidze neler yazıyordu: “Halkımız çok cefa çekmiştir.
Uzun zaman hükmetmiş yabancılar bize. Bu yabancılar bize büyük
hakaretler etmişler, çok eziyetler çektirmişler... Liyahov’lar ve
Gubski’ler 1915 yılında ateşle ve mızrakla saldırdılar, ülkemizden
kovdular, kardeşlerimizin bazılarını idam sehpalarında
sallandırdılar, bazıları ise son nefesini yabancı topraklarda verdi.
İşgalciler bizi tümüyle yok etmeye, sevgili topraklarımızdan tümüyle
kovmaya ve yurdumuza Kazakları (Ruslar, Don Kazakları çevirmenin
notu) yerleştirmeye karalıydılar.” (1, 34)
“Denikinciler ile paşaların ajanlarının hücumuna uğradık. Hayatımızı
alt üst etmek üzere ellerinden geleni ardına koymuyorlar. Ülkemizi
ateşe verdiler, insanlarımız da göç etmek zorunda kaldı.” (1, 38)
Memed-beg Abaşiddze Acara halkına güçlüklere direnilmesi, herkesin
anayurdunda kalması çağrısında bulunuyor ve gelecek aydınlık hayata
giden yolu gösteriyordu. 1919 yılında şunları yazıyordu: ”Yurdumuz
(Acara) savaştan sonra, herkesin yutmaya çalıştığı ve orasından
burasından çekiştirdiği bir adaya döndü. Böylesi güç bir durumda,
her zaman bizi yok olmaktan kurtarmaya baş koymuş olan ve
samimiyetle çabalayan Gürcistan dışında herhangi bir kurtarıcı
görmüyoruz... Hiç kimse din ve milliyetin aynı şey olduğunu
sanmasın. Biz inançlı birer Müslüman, ama aynı zamanda biz Gürcüyüz,
Gürcistan’ın öz evlatlarıyız. Gürcistan’ın dışında bizim
kurtuluşumuzun olmadığını anlamalıyız. Unutmayın ki, ateş ve barut
arasında yaşam savaşı verirken bizleri kurtaranlar bizim Hıristiyan
Gürcü kardeşlerimizdi. Her şeyi iyi tahlil edin ve gelecekteki
hayatınıza yön verecek kararlarınızı ona göre alın. Unutmayın ki siz
tarihe ve gelecek nesillere karşı sorumlusunuz.” (1, 30)
Osmanlı İmparatorluğu, Batum ve Kars bölgelerinden en az yarım
milyon göçmen kabul etti. Rusya İmparatorluğu, ilerici güçlerin
baskıları sonucu 1879 yılı sonlarında göçmenlerin geri dönmelerine
izin veren bir genelge yayımladı. Geri dönüş yıllarca sürdü, ama tek
tük aileler ancak dönmeyi başarabiliyorlardı. Dönmeyi isteyenlerin
çoğu maddi imkansızlıklar nedeniyle yerlerinde kalıyordu. Resmi
kayıtlara göre 15 bin Abhaz geri dönmeyi başarmış. Geri dönen
Gürcüler hakkında ise benzer bir resmi kayıt bulunmamaktadır.
2. 1997 - Mamuli Dergisi Sayı 2 1997
Kaynakça:
1. Abaşidze, M., Rçeuli Natzerebi, Batumi, 1973.
2. Ahvlediani, Az., Acaris Sagmiro-Saistorio Sitkviereba, Batumi,
1968.
3 Ahvlediani, H., Narkvevebi Acaris İstoriidan, Batumi, 1944.
4. Dalecio Dalesio, Ev., Kartvelebi Konstantinepolşi, bkz”Kartvelebi
Konstantinepolşi da Sparsetşi”,Yay. Haz. G. Şaradze,Tbilisi,1990.
5. Droeba, 1879, No. 14.
6. Droeba, 1880, No. 4.
7. Takaişvili, Ekvt., İlia Çavçavadze, bkz. Emigrantuli Literatura,
”Dabruneba”, Cilt 1, redaksiyon G. Şaradze, Tbilisi, 1991.
8. İveria, 1879, No. 2.
9. İko da Marad İkneba, Bas. Haz. M. Varşanidze, Tbilisi, 1978.
10. Megrelidze, Ş., Acaris Sarsulidian, Tbilisi, 1964.
11. Umikaşvili, P., Gurcebi (Kartvelebi) Osmaletşi, İveria, 1888,
No. 21.
12. Putkaradze, O., Çveneburta Simğera, Batumi, 1991.
13 Putkaradze, Ş., Dedis Ubeşi Şenahuli Simğera, bkz.”Mamulişvili”,
1992, No. 1.
14. Almahani ”Dzemuri Sitkva”, 26 Temmuz 1915, No. 1.
15. Çavçavadze, İl., Osmolos Sakartvelo, C. 4, Tbilisi, 1987.
16. Çavçavadze, İl., Sakartvelos Matiane (Şinauri Mimohilva) , 1879,
(Şubat) , Tbilisi, 1957.
17. Çiçinadze, Z., Kartveli Mahmadianta Didi Gasahleba Osmaletşi
(Muhaciri) , Tbilisi, 1912.
18. Çiçinadze, Z., Pondi 5288-6 (Niko Eristavi’nin Artvin’den
mektubu),.
19. Prenkeli, A., Oçerki Çuruksu i Batumi, Tbilisi, 1879. (Rusça) |